Orta Asya’yı Rusya açısından önemli kılan faktörler, doğalgaz, petrol ve stratejik derinlik. 19 Rusya’nın bölgeye yönelik dış politikasının temel hedefi istikrar, sınır güvenliği ve işbirliği oldu. Bugün Rusya, Orta Asya kaynaklarının pazarlara ulaştırılmasında en önemli paya hâkim durumda. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, politikalarında öncelikli yeri olan enerji kaynaklarının denetimi ve taşınması konularında, özellikle Orta Asya’daki doğalgazın batıdaki büyük Avrupa pazarına taşınmasında attığı kısa ve uzun vadeli adımlar sayesinde, öncelikli aktör oldu.
Avrupa’da stratejik adımlar
2007 Aralık’ında imzaladığı anlaşma ile Kazakistan ve Türkmenistan doğalgazlarının Avrupa’ya satılması yetkisine sahip olan Rusya, kendi jeopolitik konumuna benzer olan tek köprü ülke olan Türkiye’yi de bertaraf etti. Türkiye’nin son derece umut bağladığı Türkmen gazının Türkiye üzerinden batıya taşınması üzerine kurulmuş olan NABUCCO projesinin de bu anlaşma ile zora girdiği anlaşılıyor. Doğalgaz ihracatının yüzde 75’ini Avrupa’ya yapan Rusya, OECD Avrupa bloğunun gaz ihtiyacının yüzde 25’ine yakınını karşılamakta.
Rusya’nın atılımları
Rusya ayrıca 2008 başında da bu enerji-jeopolitiğinde monopolleşme çalışmalarını stratejik hamlelerle sürdürdü, Bulgaristan ile Karadeniz üzerinden Burgaz Limanı’na doğalgaz taşınması için anlaşma imzaladı, ardından Gazprom Sırbistan devlet doğalgaz şirketine ortak oldu. NABUCCO’nun stratejik depoları olması beklenen Baumgarten’deki doğalgaz depoları da Avusturya’nın büyük enerji şirketi OMV’yi alan Gazprom’un eline geçti. Gazprom şu anda Macar enerji şirketi MOL’u almaya çalışıyor.
Kaynak çeşitliliği vurgusu
Bir yandan kaynaklara sahip ülkelerin Avrupa’ya satış haklarını ele geçiren, diğer yandan Balkanlar’ı kuzeyden çevreleyen Rus firmaları Türkiye üzerinden Avrupa’ya doğalgaz satışında hem kaynak, hem taşıma konusunda rekabeti tamamen ortadan kaldırmakta. Dolayısıyla Rusya enerji hamlelerinde jeopolitiğin önceliğini tekrar canlandırıyor. Bunda Türkiye’nin hatalı bir şekilde her fırsatta bölge ülkesi olmayan ABD’yi stratejik ortak olarak göstermesinin de önemli bir payı olduğu düşünülebilir. Çünkü Rusya’nın, Orta Asya için rakip gördüğü ABD’ye yapacağı karşılama için öncelikle onun bölgedeki ortaklıklarını bertaraf etmeye çalışması gerekiyor. Dolayısıyla Rusya’nın Orta Asya ile ilişkilerinde yoğun, Ortadoğu’ya ise mesafeli olması, Türkiye’nin aksine coğrafi yakınlık ile güç ilişkisini doğru şekilde analiz ettiğini gösteriyor.
Hürmüz’de enerjik kapışma
İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilim ne zaman yükselse, küresel ilginin merkezine Hürmüz Boğazı yerleşiyor. Dünyanın en büyük savaş gemisi olan nükleer enerjili uçak gemisi USS Gerald R Ford, 2003’teki Irak işgalinden bu yana bölgedeki en büyük ABD askeri yığılmalarından birine katılarak Körfez’e doğru ilerledi. Tahran, Basra Körfezi’ni açık denizlere bağlayan Hürmüz Boğazı’nın bazı bölümlerinin geçici olarak kapatılacağını duyurarak, olası bir saldırıya nasıl karşılık verebileceğine dair sinyal verdikten sonra dengeler de sarsıldı. İranlı yetkililer, küresel petrol tedariğinin yüzde 20’sinin gerçekleştirildiği bu koridorda gerçek mühimmatlı askeri tatbikatlar gerçekleştirdi. Bu adım, boğazın bazı bölümlerinde faaliyetlerin nadir görülen bir şekilde askıya alınması anlamına geliyordu.
Boğazın rolü çok kritik
ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) verilerine göre, 2024 yılında Hürmüz Boğazı’ndan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol geçti. Bu da yıllık yaklaşık 500 milyar dolarlık enerji ticaretine karşılık geliyor ve söz konusu su yolunun küresel ekonomideki merkezi rolünü ortaya koyuyor.Boğazdan geçen ham petrol; İran, Irak, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve BAE’den geliyor.Uzun süreli herhangi bir kesinti, üreticileri ve ihracatlarına bağımlı ekonomileri sarsacak.Boğaz, aynı zamanda sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinde de kritik bir rol oynuyor. EIA verilerine göre, 2024 yılında küresel LNG sevkiyatlarının yaklaşık beşte biri bu koridordan geçti ve bu hacimlerin büyük çoğunluğunu Katar oluşturdu.
Çin’in de etkisi hissediliyor
Çin’in ekonomik büyümesini sürdürmek için imalat ve ihracata yaslandığı dönemde; Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji akışındaki herhangi bir kesinti, yakıt ve üretim maliyetlerini artıracak.Daha yüksek enerji fiyatları üretim giderlerini yükseltecek; şirketler de bu maliyetleri tedarik zincirleri boyunca ve nihayetinde tüketicilere yansıtacak. Bu durum küresel ekonomi için ciddi enflasyonist etkiler oluşturacak. Hindistan’ın ham petrol ithalatının neredeyse yarısı ve doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 60’ı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Güney Kore ham petrolünün yaklaşık yüzde 60’ını aynı güzergâhtan temin ederken, Japonya petrol ithalatının yaklaşık dörtte üçünü bu hatta dayandırıyor.
Ekonomide domino etkisi
İran’ın İsrail ve ABD saldırıları karşısında kendisini savunma amaçlı Hürmüz Boğaz geçişini engellemesi ABD’nin tepkisine neden olurken alternatif güzergah arayışları da devreye girdi. Boğazın kapanmasıyla petrol fiyatlarında yükselişler dikkati çekti. Petrol arzının kısıtlanmasıyla birlikte Avrupa ülkeleri de derin bir endişeye girdiler. ABD’de son dönemde kurumlara dair tartışmalar ve uygulanan politikalarla ilgili belirsizlikler, doların güvenli liman özelliğinin bir miktar zayıfladığına işaret etti. Savaş haberinin ardından piyasaların ilk refleksi ABD uzun vadeli tahvillerini almak değil satmak oldu. Daha sonra tahvil alımları kısmen geri gelse de, hangi etkinin baskın çıkacağı henüz net değil. Güvenli liman talebini sınırlayan önemli bir faktör, petrol fiyatları üzerinden oluşabilecek enflasyonist baskı. Eğer savaş petrol fiyatlarını kalıcı biçimde yukarı taşırsa, bu durum FED’in daha şahin bir duruşa geçeceği beklentisini güçlendirebilir. Bu da tahvil faizlerinin yükselmesi anlamına geliyor.









