• Anasayfa
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Künye
7 Mayıs 2026 - Perşembe 13:02
Ekonomik Bakış
  • Anasayfa
  • Borsa-Finans
  • Ekonomi Gündemi
  • Emlak – İnşaat
  • Enerji
  • Otomotiv
  • Global Ekonomi
  • Diğer
    • Genel
    • Milli Savunma
    • Şirket Haberleri
    • Tarım ve Gıda
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • Anasayfa
  • Borsa-Finans
  • Ekonomi Gündemi
  • Emlak – İnşaat
  • Enerji
  • Otomotiv
  • Global Ekonomi
  • Diğer
    • Genel
    • Milli Savunma
    • Şirket Haberleri
    • Tarım ve Gıda
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ekonomik Bakış
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
BIST14.956,61%0.26
USD45.2425%0,07
EURO53,3734 %0.44
ALTIN6.894,02 %1.09
Anasayfa Genel

“Türk ekonomisi coğrafi konumu itibarıyla sistem şoklarını absorbe edebiliyor”

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Ekonomik Bakış'a yaptığı değerlendirmede bölgede yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelere dikkati çekerken Türkiye ekonomisinin genel ve özel durum perspektifini çizdi

Okuma süresi: 7 dakikada okunur
A A
“Türk ekonomisi coğrafi konumu itibarıyla sistem şoklarını absorbe edebiliyor”
9
GÖRÜNTÜLEME
Facebook'da paylaşTwitter'da paylaş

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Ekonomik Bakış’a yaptığı değerlendirmede bölgede yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelere dikkati çekerken Türkiye ekonomisinin genel ve özel durum perspektifini çizdi….

Rusya-Ukrayna Harbi ve ABD-İsrail-İran Savaşı’nın, Ortadoğu’yu saran yangının gölgesinde Türkiye ekonomisi nasıl bir sınav veriyor?

Bugün dünya ekonomisi, aynı anda birden fazla jeopolitik kırılma hattının baskısı altında. Bir yanda Rusya-Ukrayna Savaşı Avrupa’dan Karadeniz’e uzanan enerji ve gıda koridorlarını sarsarken, diğer yanda Orta Doğu’da ABD-İsrail-İran ekseninde tırmanan gerilimler küresel enerji arz güvenliğini yeniden tanımlamaktadır. Bu çift yönlü baskı, Türkiye gibi hem enerji ithalatçısı hem de lojistik köprü konumundaki ülkeler için sıradan bir dış şoktan ziyade yapısal bir “jeopolitik risk alanı” oluşturmaktadır.

Bu genel çerçeveden bakıldığında, Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu sınavı anlamak için ilk olarak enerji boyutuna odaklanmak gerekir. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden küresel petrol akışına yönelik her risk algısı, sadece fiyatları yukarı çekmekle kalmıyor, aynı zamanda makroekonomik beklentilerde de bozulmaya yol açıyor. Bu durum Türkiye açısından iki yönlü bir baskı üretmektedir: birincisi enerji ithalat maliyetlerinin artmasıyla cari dengenin zorlanması, ikincisi ise enflasyonun dış şoklara duyarlı ve inatçı bir kimliğe bürünmesidir. Dolayısıyla enerji kanalı, Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarını en hızlı tetikleyen alan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Jeopolitik riskler Türkiye gibi gelişen ülkeler için hem enerji hem de finans kanalları üzerinden eş anlı baskıya neden olduğunda süreci enflasyon ve cari denge açılarından yönetmek, dolayısıyla makroekonomik istikrarı tesis etmek zorlaşmaktadır.

Tüm bu tabloya rağmen Türkiye ekonomisinde tamamen kırılgan bir yapıdan söz etmek doğru değildir. Aksine, üretim kabiliyeti, özel sektör esnekliği ve coğrafi avantajlar sayesinde sistem şoklarını absorbe edebilen bir yapı sergilenmektedir. Bir yandan bu kabiliyetlerin ve avantajların stratejik önemini göz ardı etmeden diğer yandan bunların bir rehavete dönüşmesine izin vermeden şoklara karşı dayanıklılığımızı arttırmanın yollarını aramalıyız.

Enflasyonla mücadele ne aşamada? Bu mücadele uğruna atılması gereken ilave adımlar nelerdir?

Türkiye’nin enflasyonla mücadelede yaklaşık üç yıldır kat ettiği mesafeyi göz ardı edemeyiz. Bununla birlikte, enflasyonun hedeflenen hızla aşağıya inmediği de ortadadır. Dezenflasyon sürecindeki bu tıkanıklıkta, Türkiye’nin yapısal sorunlarının etkisi kadar son dönemde giderek daha sık karşılaşılan dışsal şokların da belirleyici bir payı bulunmaktadır. Son savaşla birlikte maalesef bu dışsal şoklara bir yenisi eklenmiş oldu.
Yaklaşık üç yıldır devam eden sıkı para politikası, enflasyonu kontrol altına alma açısından sürece katkı vermiş olsa da mevcut performansımızı dikkate aldığımızda dezenflasyon patikasının zeminin sağlamlaştırmamız gerektiği de bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Fiyatlama davranışlarındaki enflasyon beklentileri henüz tam olarak normalleşmiş değildir. Özellikle hizmet enflasyonundaki katılığın devam etmesi dezenflasyonun hızını sınırlayan en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Buradan hareketle para politikasının tek başına yeterli olmadığı gerçeğinin altını çizmek gerekmektedir. Zira enflasyon yalnızca parasal bir olgu değil, aynı zamanda mali, yapısal ve beklenti boyutu güçlü bir süreçtir. Bu nedenle mali disiplinin para politikasıyla eşgüdüm içinde ilerlemesi, kamu harcamalarında seçici sıkılaşmanın devreye alınması ve fiyat istikrarını destekleyecek kurumsal çerçevenin güçlendirilmesi kritik önem taşımaktadır.

Enflasyonla mücadelede arz yanlı ekonominin önemi büyüktür. Tarımsal üretimde istikrar, verimlilik ve sanayi üretiminde katma değeri arttıracak politika tedbirlerinin yanı sıra enerji bağımlılığını ve lojistik maliyetleri azaltacak yatırımlar dezenflasyon sürecinin hızlanması açısından belirleyici olacaktır. Çünkü mevcut görünüm, talep kaynaklı yavaşlamanın fiyatları aşağı çektiğini, ancak arz tarafının hâlâ kırılgan olduğunu göstermektedir.

Sıkı para politikası devam ediyor. Gelinen noktada bir gevşemeye gidilmeli mi, yüksek faiz oranları ve kredi maliyetleri sürdürülebilir mi?

Mevcut ekonomik konjonktürde sıkı para politikasının sürdürülmesi, enflasyon beklentilerinin yeniden çıpalanması ve fiyat istikrarının tesis edilmesi açısından kritik önem taşımaktadır. Küresel belirsizliklerin devam ettiği, enerji fiyatlarının oynak seyrettiği ve büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edildiği bir ortamda erken bir gevşeme adımı ciddi bir politika hatası riski doğuracaktır. Bu nedenle kısa vadede maliyetli olsa da mevcut sıkı para politikası duruşunun korunması, uzun vadeli ekonomik istikrar için zorunlu bir tercih olarak ortaya çıkmaktadır.

Mevcut veriler dezenflasyon sürecinin yalnızca baz etkisiyle değil, aynı zamanda iç talepteki kontrollü yavaşlamayla da desteklendiğini göstermektedir. Beyaz eşya ve otomotiv satışlarındaki gerileme, kart harcamalarındaki yavaşlama ve kapasite kullanım oranlarının uzun dönem ortalamalarının altına inmesi bu süreci teyit etmektedir. Bu görünüm, ekonominin kontrollü biçimde soğutularak enflasyonun aşağı yönlü bir patikaya sokulduğunu ortaya koymaktadır; ancak süreç henüz tamamlanmamış olup kırılganlıklar devam etmektedir.

Bu noktada temel risk, erken gevşeme ile enflasyon beklentilerinin yeniden bozulması ve elde edilen kazanımların geri alınmasıdır. Buna karşılık kredi kanalının aşırı daralması da özellikle KOBİ’ler başta olmak üzere reel sektörde yatırım, üretim ve istihdam üzerinde baskı oluşturmaktadır. Dolayısıyla politika tarafında esas mesele, sıkılık ile büyüme arasındaki dengeyi doğru kurabilmektir.

Üretimi ve ihracatı daha iyi yere taşımak, KOBİ’lerin kaynaklara erişimini kolaylaştırmak için neler yapılabilir?

Üretimi ve ihracatı daha üst seviyelere taşımak artık yalnızca üretim hacmini artırma meselesi değildir; mesele, doğru maliyet yapısıyla, doğru pazara, doğru zamanda ve doğru finansman yapısıyla erişebilmektir. Küresel rekabetin belirleyicisi üretim kapasitesi kadar, bu kapasitenin hangi finansal koşullarla desteklendiğidir.

Bugün tablo son derece net: KOBİ finansmanı yüzeyde bir “toparlanma” izlenimi verse de gerçekte derinleşmiyor. Yeni kredi hacmi artsa bile bu artış ekonominin geneline güçlü bir canlılık olarak yansımıyor; uzun vadeli finansman daralıyor, yatırım iştahı ise belirgin biçimde zayıflıyor. Asıl mesele; artan belirsizlik, ağır teminat yükü ve giderek sıkılaşan finansmana erişim koşullarıdır. Bugün KOBİ’lerin yarısından fazlası finansmana ulaşabilmek için ciddi teminat göstermek zorunda kalıyor; kredi başvuruları ise tarihsel olarak düşük seviyelerde seyrediyor. Bu gerçek şunu açıkça ortaya koyuyor: KOBİ’lerin esas problemi finansman maliyeti değil, finansmana erişimdir. Finansmana erişim kolaylaşmadıkça, üretim, yatırım ve büyüme potansiyelinin sürdürülebilir şekilde güçlenmesi mümkün değildir.

Faiz hassasiyeti olan işletmeler, yeni yatırımlar yapmak için hangi yöntemlere başvurmalı, hangi yollarla para temin etmeli?

Faiz hassasiyeti olan işletmeler için yeni yatırım dönemi, artık tek bir finansman kanalına dayanarak değil; çok katmanlı, riskin paylaşıldığı ve nakit akışının merkezde olduğu bir finansman altyapısıyla yönetilmek zorundadır. Yüksek faiz ortamında eski ezberlerle, yalnızca banka kredisine yaslanarak yatırım yapmak sürdürülebilir değildir; belirleyici olan finansmanın maliyeti kadar, yapısı ve öngörülebilirliğidir.

Bu çerçevede ilk temel eksen katılım finans araçlarıdır. Sukuk benzeri faizsiz enstrümanlar, kâr-zarar ortaklığına dayalı (müşareke / mudaraba) modeller ve sermaye benzeri finansman yapıları, işletmeleri borç baskısından çıkararak riskin paylaşılmasını sağlar. Aynı şekilde leasing, tedarikçi finansmanı ve ihracat kontratına dayalı finansman modelleri, yatırımın nakit akışı üzerindeki yükünü azaltarak üretim sürekliliğini destekleyen kritik araçlar haline gelmiştir.

İkinci olarak, ortaklık temelli büyüme modeli artık bir tercih değil, zorunluluktur. Melek yatırımcılar, risk sermayesi fonları, stratejik ortaklıklar ve proje bazlı yatırım yapıları, işletmelerin sermaye yapısını çeşitlendirerek borçla büyüme bağımlılığını azaltır. Bu yaklaşım, özellikle ölçek büyütme ve teknoloji yatırımlarında daha dayanıklı bir finansal zemin oluşturur.

Üçüncü eksende kamu destekli finansal mekanizmaları, iş dünyasının sahadaki ihtiyaçlarıyla doğrudan örtüşen en kritik alanlardan biri olarak değerlendiriyoruz. Özellikle Kredi Garanti Fonu (KGF) destekli katılım finans modelleri, teminat üretme kapasitesi sınırlı KOBİ’ler açısından finansmana erişimde ciddi bir eşik aşımı sağlamaktadır. Tam da bu noktada, Katılım Finans Kefalet Destek Programı’nı reel sektörün uzun süredir ihtiyaç duyduğu güçlü bir finansal kaldıraç olarak kurguladık. İlk etapta yüzde 80’e varan kefalet güvencesiyle yaklaşık 9,3 milyar TL’lik finansman hacmini harekete geçirirken, ikinci etapta yine 9,3 milyar TL’lik kredi kefalet hacmini harekete geçirdik. Böylelikle toplamda 18,6 milyar TL’ye ulaşan bir ekonomik etkiyi hedefledik. Bu büyüklüğü yalnızca bir finansman verisi olarak değil; üretimi, yatırımı ve kapasite artışını doğrudan destekleyen stratejik bir müdahale olarak görüyoruz.

Dördüncü olarak, ihracat ve dış finansman kanalları daha stratejik hale gelmiştir. İhracat gelirine dayalı finansman, ihracat sigorta mekanizmalarının genişletilmesi ve Eximbank kapasitesinin artırılması, işletmelerin küresel pazarlara açılımını destekleyen temel unsurlardır. Döviz bazlı kontratlar ve ihracat ön finansmanı ise nakit akışını güçlendiren önemli araçlardır.

Beşinci kritik alan maliyet yönetimidir. Enerji maliyetlerinin öngörülebilir hale getirilmesi, enerji verimliliği yatırımları ve lojistik optimizasyonu, doğrudan finansman ihtiyacını azaltan yapısal etkilere sahiptir. Aynı şekilde peşin satış modelinin artırılması, işletmenin kendi finansal sigortasını oluşturmasını sağlayacaktır.

Son olarak, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm yatırımları artık yalnızca birer gelişim alanı değil, finansmana erişimin yeni ana kriterleridir. Bu alanlara yatırım yapan işletmeler hem yerel hem de uluslararası kalkınma finansmanı kaynaklarına daha kolay erişebilmektedir.

  • Trendler
  • Yorumlar
  • Son dakika
Uluslararası ilişkilere katkı vermek “GÜZEL” işler yapmaktan geçiyor

Uluslararası ilişkilere katkı vermek “GÜZEL” işler yapmaktan geçiyor

Konutta alım fırsatı kapıda

Konutta alım fırsatı kapıda

CarrefourSA, Shell & Turcas ile işbirliği kapsamını genişletti

CarrefourSA, Shell & Turcas ile işbirliği kapsamını genişletti

“Türk ekonomisi coğrafi konumu itibarıyla sistem şoklarını absorbe edebiliyor”

“Türk ekonomisi coğrafi konumu itibarıyla sistem şoklarını absorbe edebiliyor”

Konutta alım fırsatı kapıda

Konutta alım fırsatı kapıda

Savaş ve barış umudu arasında piyasalar da liman arayışında

Savaş ve barış umudu arasında piyasalar da liman arayışında

Güçlü yönlerimizi göstererek yatırımcıları da çekeceğiz

Güçlü yönlerimizi göstererek yatırımcıları da çekeceğiz

Atılan temeller yükseliyor teslimatlar tamamlanıyor

Atılan temeller yükseliyor teslimatlar tamamlanıyor

Son Dakika

Konutta alım fırsatı kapıda

Konutta alım fırsatı kapıda

Savaş ve barış umudu arasında piyasalar da liman arayışında

Savaş ve barış umudu arasında piyasalar da liman arayışında

Güçlü yönlerimizi göstererek yatırımcıları da çekeceğiz

Güçlü yönlerimizi göstererek yatırımcıları da çekeceğiz

Atılan temeller yükseliyor teslimatlar tamamlanıyor

Atılan temeller yükseliyor teslimatlar tamamlanıyor

  • Anasayfa
  • Borsa-Finans
  • Ekonomi Gündemi
  • Emlak – İnşaat
  • Enerji
  • Otomotiv
  • Global Ekonomi
  • Diğer

© 2022 ekonomikbakis.com Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • Anasayfa
  • Borsa-Finans
  • Ekonomi Gündemi
  • Emlak – İnşaat
  • Enerji
  • Otomotiv
  • Global Ekonomi
  • Diğer
    • Genel
    • Milli Savunma
    • Şirket Haberleri
    • Tarım ve Gıda

© 2022 ekonomikbakis.com Tüm Hakları Saklıdır.